Bir Ülkenin Kalkınması Nedir? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden İnceleme
Kalkınma sadece ekonomik büyüme midir?
Bir ülkenin kalkınması denince akla hemen ekonomik büyüme, altyapı projeleri ve yüksek GSYİH gibi kavramlar gelir. Ancak kalkınma, aslında çok daha geniş ve çok daha derin bir kavram. Sokakta gördüğüm, toplu taşımada karşılaştığım, işyerinde duyduğum pek çok şey, kalkınmanın sadece para ile ölçülemeyecek kadar çok boyutlu olduğunu bana sürekli hatırlatıyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi kavramlar da bu kalkınmanın temel taşları olmalı. Peki, bir ülkenin kalkınması nedir? Gelin bunu birlikte, hem teorik hem de sokakta gözlemlediğim pratik örneklerle inceleyelim.
Kalkınma ve Toplumsal Cinsiyet
Toplumsal cinsiyet eşitliği, kalkınmanın en önemli parçalarından biridir. Eğer bir ülkede kadınlar ve erkekler arasında eşit fırsatlar yoksa, o ülkenin kalkınması eksik demektir. İstanbul’da yaşarken sıkça gözlemlediğim bir şey var: Toplu taşımada, bazı kadınlar, özellikle de sabah erken saatlerde işe gidenler, kısıtlı alanlarda bir araya gelmek zorunda kalıyorlar. Çünkü kadınlar, çoğu zaman ev içi yükleri daha fazla taşıyorlar ve dışarıda geçirdikleri vakit de daha sınırlı olabiliyor. Bu durum, onların iş gücüne katılımını doğrudan etkiliyor. Birçok kadın, toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri nedeniyle, hayatta daha düşük maaşlarla çalışıyor ya da daha az fırsata sahip oluyor. Bu da kalkınmayı engelleyen bir durum.
Bir ülkede kadınların, toplumsal cinsiyet rollerinden bağımsız bir şekilde iş gücüne katılabildiği, eğitim alıp kendi potansiyelini gerçekleştirebildiği bir toplumun, kalkınması çok daha sağlıklı olur. Çalışma hayatındaki kadınların oranı arttıkça, sadece ekonomik büyüme değil, sosyal yapı da olumlu yönde değişir.
Çeşitlilik ve Bir Ülkenin Kalkınması
Bir ülkenin kalkınmasının anahtarlarından biri de çeşitliliktir. Çeşitlilik, farklı etnik gruplardan, kültürlerden, dinlerden ve yaşam biçimlerinden gelen insanların bir arada çalışabildiği, birlikte daha güçlü bir toplum yaratabilen bir yapıyı ifade eder. İstanbul, bu çeşitliliği en net hissedebileceğiniz şehirlerden biri. Farklı etnik kökenlerden, farklı inançlardan ve kültürlerden insanlarla her gün karşılaşıyoruz. Sokakta yürürken, birbirinden farklı dillerde sohbet eden, farklı kültürlerin etkilerini taşıyan giyimler görebiliyorsunuz. Ama burada dikkat edilmesi gereken şey şu: Bu çeşitlilik bir değer mi, yoksa bir bölünme mi yaratıyor?
Çeşitlilik, kalkınmanın motoru olabilir ama sadece bu çeşitliliği kucakladığınızda ve tüm farklılıkların eşit bir şekilde toplumda yer bulmasına olanak tanıdığınızda gerçekten kalkınmadan bahsedebiliriz. İşyerinde, devlet kurumlarında ya da günlük yaşamda, farklı grupların seslerinin duyulması, onların toplumda yer edinmesi gerekiyor. Örneğin, İstanbul’da büyük bir inşaat projesi ya da bir belediye yatırımı yapılırken, o bölgede yaşayan farklı grupların da görüşlerinin alınması, toplumun genel refahını artırır. Çeşitliliği sadece sayılarla değil, tüm bireylerin eşit fırsatlara sahip olmasıyla değerli kılmalıyız.
Sosyal Adalet ve Kalkınma İlişkisi
Bir ülkenin kalkınması, sosyal adaletin sağlanmadığı bir yapıda sürdürülebilir değildir. Sosyal adalet, insanların yaşamda eşit fırsatlara sahip olması, gelir dağılımındaki eşitsizliklerin giderilmesi ve toplumun her kesiminin haklarının korunması anlamına gelir. Birkaç yıl önce, iş yerimde oldukça dikkatimi çeken bir olay olmuştu. Yeni bir iş projesi için yapılan toplantılarda, tüm konuşmaların merkezinde hep aynı insanlar vardı. Yani, bir grup, sürekli olarak karar veriyor, diğerleri ise sadece pasif bir şekilde dinliyordu. Bu durum, o proje için eşit fırsatların sağlanmadığını ve aslında bir tür sosyal adaletsizlik yaşandığını gösteriyordu. Bu tür uygulamalar, sadece iş yerinde değil, ülkedeki tüm toplumsal yapıyı etkiler.
Sosyal adaletin olmadığı bir toplumda, insanlar birbirine güvenmez, toplumsal bağlar zayıflar ve bu da kalkınmayı engeller. Bu yüzden, sosyal adaletin olmadığı bir yerde kalkınmadan söz etmek neredeyse imkansızdır. Bir ülkenin kalkınması, sadece zenginlerin daha zengin olduğu, fakirlerin ise sürekli marjinalleştirildiği bir yapıda gerçekleşemez. Herkesin eşit fırsatlarla yaşayabildiği, haklarını güvence altına alabileceği bir ortamda kalkınma mümkündür.
Sonuç Olarak
Bir ülkenin kalkınması sadece ekonomik büyüme ile ölçülmez. Kalkınma, toplumdaki her bireyin eşit fırsatlara sahip olmasıyla, toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanarak, çeşitlilik doğru bir şekilde yönetilerek ve sosyal adaletin temelleri atılarak elde edilir. Kalkınma, sadece rakamlarla ölçülecek bir şey değildir; insanların yaşam kalitesindeki iyileşme ile de bağlantılıdır. Bu yüzden, sokakta gördüğümüz, işyerlerinde deneyimlediğimiz ve toplumun her kesiminden duyduğumuz seslerin önemi büyüktür. Kalkınma, ancak tüm bu seslerin duyulmasıyla gerçek bir anlam kazanır. Eğer toplumun her kesimi bu kalkınma sürecine dahil olmazsa, kalkınmanın da bir anlamı kalmaz.