5 Tanesi Şehir Hastanesi Kime Satıldı? Toplumsal Cinsiyet ve Sosyal Adalet Açısından Bir Değerlendirme
İstanbul’da yaşayan biri olarak, her gün toplu taşıma araçlarında, sokakta, işyerinde gözlemlediğim manzaralar, bazen düşündürücü oluyor. Toplumsal yapımızı ve adalet anlayışımızı doğrudan etkileyen konuların farkındalığı, beni de sorgulayan biri haline getiriyor. 5 tane şehir hastanesi kime satıldı? sorusu, İstanbul’un ve diğer büyük şehirlerin geleceğini şekillendiren önemli bir mesele. Bu yazıda, bu soruyu toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet perspektifinden inceleyeceğim. Her gün gördüğüm küçük, ama derin etkileri olan sahneleri de göz önünde bulundurarak, farklı toplumsal grupların bu durumdan nasıl etkilendiğini tartışacağım.
Sağlık Hakkı ve Sosyal Adalet
İçimdeki sosyal adalet savunucusu şunu diyor: “Sağlık, bir insan hakkıdır, ama bu hak, maalesef sadece belli bir kesime hitap ediyor.” 5 tane şehir hastanesinin özel sektöre devredilmesi, Türkiye’deki sağlık sisteminde bir dönüşüm sürecini başlatmış oldu. Bu hastaneler, çok büyük yatırımlar gerektiren, son teknolojiyle donatılmış tesisler olarak ön plana çıktı. Ancak işin en can alıcı noktası, bu tesislerin kime satıldığı. Gerçekten, bu büyük sağlık projeleri toplumun her kesimine adil bir şekilde hizmet ediyor mu? Yoksa sadece belirli bir gruptan insanlar, bu yeni hastanelerden daha fazla fayda mı sağlıyor?
Sosyal adalet, sağlık hizmetlerinin eşit erişilebilir olmasını gerektiriyor. Ancak özel sektörün devreye girmesiyle, sağlık hizmetlerinin ulaşılabilirliği daha çok ekonomik durumu iyi olanlarla sınırlı kalmaya başladı. Çoğu zaman, sağlık hizmeti alma hakkı, maddi gücü olanların elinde bir ayrıcalığa dönüşüyor. Sokakta karşılaştığım bir kadın, “Geçen hafta hastaneye gittim, ilaca ulaşamadım, çünkü maaşım yetmiyor” diyor. Bu, sadece maddi durumu zayıf olanların değil, yaşlılar, engelliler, kadınlar gibi toplumun dezavantajlı gruplarının da hayatını zorlaştıran bir durum. 5 tane şehir hastanesi kime satıldı sorusunun cevabını ararken, bu grupların gözünden durumu ele almak önemli.
Toplumsal Cinsiyet Perspektifi: Kadınların Sağlık Hizmetlerine Erişimi
Kadınların sağlık hizmetlerine erişimi, yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda toplumsal ve ekonomik bir sorundur. Türkiye’de kadınların sağlık hizmetlerine ulaşmada karşılaştıkları engeller, daha çok ekonomik ve kültürel faktörlerden kaynaklanıyor. Kendisini bir kadın olarak tanımlayan biri olarak, işyerinde ya da sokakta kadınların sağlık hakkı ile ilgili yaşadıkları zorlukları gözlemlemek beni derinden etkiliyor. 5 tane şehir hastanesi kime satıldı sorusu, kadınlar açısından düşündüğümüzde çok farklı bir boyuta taşınıyor.
Kadınlar, özellikle düşük gelirli kesimden olanlar, sağlık hizmetlerinden yeterince faydalanamıyor. Özellikle doğum öncesi ve sonrası sağlık hizmetleri, kadınların toplumdaki rollerinden dolayı daha fazla ihtiyaç duyduğu bir alan. Şehir hastanelerinin özel sektöre devredilmesi, devletin bu alandaki sorumluluğunu azaltmış olabilir. Kadınlar için sağlık hizmetlerinin özel sektöre kayması, sadece ücretler açısından değil, aynı zamanda bazı bölgelerdeki hastanelerin erişilebilirliği bakımından da büyük zorluklar yaratıyor. Birçok kadın, hastaneye gitmek için toplu taşıma araçlarına binmek, uzun yollar kat etmek zorunda kalıyor. İşin içine bir de sağlık sigortası olmayan ya da sınırlı sigorta imkanı bulan kadınların olduğu düşünüldüğünde, bu hastanelerin gerçekten herkes için erişilebilir olup olmadığını sorgulamak gerek.
Çeşitlilik ve Erişilebilirlik: Farklı Grupların Durumu
Toplumda çeşitli gruplar arasında sağlık hizmetlerine erişim konusunda büyük eşitsizlikler mevcut. 5 tane şehir hastanesi kime satıldı sorusunu, engellilerin, yaşlıların ya da sosyal güvencesi olmayan kişilerin perspektifinden de değerlendirmek gerekiyor. Sokakta bir engelli birey ile karşılaştım. Zor bir şekilde yürüyordu, ama ne yazık ki toplu taşıma araçları ya da hastaneler, bu tür bireyler için yeterince erişilebilir değil. Engelli vatandaşlarımız, devlet hastanelerine gitmekte bile zorlanırken, yeni şehir hastanelerine nasıl ulaşacaklar? Bu hastaneler, genellikle ulaşımı zor bölgelerde yer alıyor. Toplu taşıma ile kolayca ulaşılabilecek yerlerde değiller. Özellikle şehir hastanelerinin devriyle birlikte, engellilerin ve yaşlıların sağlık hizmetlerine erişim konusunda daha fazla zorluk yaşayacağı kesin gibi.
Günlük hayatta sıklıkla karşılaştığımız bu tür zorluklar, bu hastanelerin gerçekten herkes için erişilebilir olup olmadığını sorgulamamıza neden oluyor. Oysa sağlık hizmetlerinin, her kesimden insan için eşit ve adil bir şekilde sunulması gerekmez mi? Sosyal adalet anlayışına göre, bu hizmetlerin herkesin ulaşabileceği şekilde sunulması gerekiyor. Peki, 5 tane şehir hastanesi kime satıldı sorusunun cevabı, gerçekten bu eşitlikçi anlayışla örtüşüyor mu?
Sonuç: Toplumsal Eşitsizlik ve Adalet
Sonuç olarak, 5 tane şehir hastanesi kime satıldı? sorusu, sadece bir ekonomik mesele değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet perspektifinden de ele alınması gereken bir durumdur. Bu hastanelerin özelleştirilmesi, sağlık hizmetlerine erişimi zaten zor olan gruplar için daha da güçleştirebilir. Bu noktada, hükümetin, sağlık hizmetlerini daha adil bir şekilde sunma sorumluluğu bulunuyor. Sağlık, yalnızca maddi imkânı olanların erişebileceği bir ayrıcalık olmamalıdır. Bir toplumda herkesin eşit sağlık haklarına sahip olması gerektiğine inanıyorum. Bu, sadece hükümetin değil, bizlerin de üzerinde düşünmesi gereken bir mesele.